10 Ocak 2012 Salı

UÇAN BALONDAN UÇANLAR



Yazacak o kadar şey varken yazacak adam yoktu son birkaç gündür ve sonuç olarak yazacak bir şeyim kalmadı. Biz kadınlar ve siz erkekler gibi bir şeyler yazabilirim mesela. Çünkü şu son 3 günde bir kere daha fark ettim ki; ulan ne kadar alakasız yerlerden bakıyoruz olaylara! Önem verdiğimiz şeyler -ki erkeklerin pek fazla şeye önem verdiği söylenemez- , aradığımız ya da peşinden gittiğimiz şeyler çok farklı. Apayrı yaratıklarız sanki. Ama işin komiği bütün bu apayrılığımıza rağmen bir arada kalmaya çalışıyoruz. Nasıl olacak bu iş? Oldurmak için yaptıklarımız düşünülürse aslında olması lazım ama olmuyor işte bazen. Çünkü bazen çok zorluyoruz. Olmayacak insanlar için akıl almaz vakit kayıpları… Ha diyeceksiniz “nereden bilelim”; ben de diyeceğim ki “saçmalamayın la!” Birisiyle yapamayacağınızı anlamak için aylar ya da yıllar geçmesine gerek yok, bence bir gecede de anlayabilirsiniz. Tamam, abarttım, bir gecede olmasa da birkaç haftada anlarsınız herhalde. “Eşek değilsiniz ya” ya bağladım farkındaysanız. Ama anladığınız halde kalıyorsanız; o sizin probleminiz dostum.
Yani bak şimdi, hatundan/adamdan sana fayda gelmeyeceği belli. Mal bu, elimizde ki bu kadar, ne eksik ne fazla. Sen de inatla yok ben illa sürükleyeceğim bunu diye uğraşıyorsan iki seçenek var: ya mazoşistsindir ya da canın gerçekten çok sıkılıyordur. Git kendine bir hobi (bu kelimeyi de bi türlü sevemedim), bir uğraş (bu daha iyi sanki) falan bul derim ben. Mesela ahşap boyama yap, yogaya başla, ya ben ne bileyim, ikebana öğren. Maksat boş işlerle uğraşmak yerine vatana millete faydalı bir insan olmak.
Zaten istediğiniz kadar zorlayın, çok şişirilmiş balon gibi, süresi ya da yeri dolunca pat diye patlıyor suratınıza. Sonra sesinden ayrı ürküyorsunuz havasından ayrı. Hatta o kadar ki bir süre balonlardan uzak durayım diyorsunuz. Ama o kadar şirin, canlı ve renkli ki keratalar; dayanamıyorsunuz. Bari o iğneleri kaldırın, sigaraları söndürün, koltuklarınızı dik konuma yok, o değil, devam edelim. Ya uçan balon arkadaşım işte. Sıkıca bağlamazsan bileğine uçar gider. İçini boşaltırsan söner gider. Gereğinden fazla yan yana kalınca da pörsür böyle, buruşur, buna birlikte yaşlanmak da denebilir, itinayla metafor yaratılır. Ben bir keresinde vakti zamanında bana alınmış bir uçan balonu söndürüp çekmecemde 2 sene saklamıştım. Kafama tüküreyim! Hepsi Galata Kulesi yüzünden. Bak, neyse bu sefer de aklıma başka bir şey geldi. Zaten her şey bittiğinde çekmecede ki o “şey” bir anda pörsük, tuhaf renkli plastik bir şey oluvermişti. Ne tuhaf…
Tuhafız işte vesselam. Demem o ki, biraz ayılsak mı? Hani, arada bir “ne yapıyorum acaba ben” desek mi? Demiyorum ki sürekli sorgulayın herkesi, kendinizi, her şeyi. O daha da beter. Ben sadece bu kadar da boşlamayın canım diyorum. Çünkü o arada başka başka şeyler de gidiyor elden, sonradan fark ediyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder